11 Mart 2010 Perşembe

Triple Chocolate Cake


Bugünler zor günler...
Bu aralar evde olduğum için dışarıda bol bol zaman geçirebiliyorum. Meslek alışkalığı da insanları izliyorum. Kimsenin yüzü gülmez oldu, bir kafede otururken kahkaha duymaz oldum. Herkes düşünceli. Ben dahil herkes aklından bir şeylere çözüm bulma çabasında. Doluya koysan almaz, boşa koysan dolmaz bir durum var.
İşte bugünlerde benim yüzümü güldüren, varlığı ile içimi ısıtan bir dost var. En kötü gününüz olsa bile sizi güldürmeyi başarır, kahkaha attırır. Saçma sapan sözlerinize katlanır. Bazen küser gider. Ararsınız açmaz. Ama hep geri gelir. Hep mutlu eder sizi. Sizi olduğunuz gibi yargılamadan sever, siz de onu olduğu gibi.
Hani derler ya "Yemeğe sevginizi katarsanız daha da lezzetli olur!"... Ben de bu pastaya sevgimi kattım, zevkle yaptım. Şimdiye kadar yaptıklarımın en iyisi oldu bence.
İyiki doğdun Duyguşum!
Ha unutmadan Mungo Jerry'den bir şarkı ;)

In the summertime when the weather is hot
You can stretch right up and touch the sky
When the weather's fine
You got women, you got women on your mind
Have a drink, have a drive
Go out and see what you can find

If her daddy's rich take her out for a meal
If her daddy's poor just do what you feel
Speed along the lane
Do a ton or a ton an' twenty-five
When the sun goes down
You can make it, make it good in a lay-by

We're no threat, people
We're not dirty, we're not mean
We love everybody but we do as we please
When the weather's fine
We go fishin' or go swimmin' in the sea
We're always happy
Life's for livin' yeah, that's our philosophy

10 Mart 2010 Çarşamba

ÇAĞLAR VE PELİN


İyi varsın be Çağlarım!
Seninle geçmişimiz pek parlak olmasa da şimdi benim az sayıdaki sırdaşlarımdan birisin. Bundan 8 yıl önce bana deselerdi ki "Çağlar, sıkıntılı gününde seninle olcak, oturup onunla uzun uzun derleşeceksin." Hayatta inanmazdım. Ama bak şimdi iki dost olduk. Bazen de ben senin çok bilmiş ablan! :)
Doğum günün kutlu olsun!
İyi ki doğmuşsun! Sırf benim değil çoğu insanın hayatına neşe katmışsın!
Darısı düğün pastana!

TETE ELİF'İ ÇOK SEVİYOR!

Teyseeeeeeeem!!!
Bak bir yıl nasıl da geçti. Bir de sana sormak lazım. Neler yaşadın o bir yılda, neler öğrendin!
Anne, baba, mama, attı, atta, böle, iş, ba... dedin. Önce ellerin üzerinde emekler gibi durdun, sonra emekledin, şimdi yürüyorsun. Hatta koşuyorsun. Becerikli ellerinle ekmeğini kendi başına yiyebiliyorsun. İşaretlerle isteklerini anlatıyorsun. Hatta balon bile isteyebiliyorsun. Her şeyden önemlisi bana TETE diyip beni tanıyorsun ya dünyalar benim oluyor. Nice yıllara çikolatalı lokumum. Seni çok ama çok seviyorum ve küçücük yaşına rağmen yapabilidğin her şeyle gurur duyuyorum. Şunu hiç bir zaman unutma ne zaman olursa olsun, aramızda kilometreler bile olsa TETEn hep senin yanında... Tıpkı benim teysem DİDİT'imin hep benim ve annenin yanında olduğu gibi.


Elifciğimin inek sütüne alerjisi olduğu için anneannesi ona sütsüz bir kek yaptı.



25 Şubat 2010 Perşembe

Küçük Kurabiye Öyküsü


Bir küçücük kız varmış. Kurabiyelere bayılırmış. Bir bardak süt ve yanında annesinin yaptığın fındıklı un kurabiyeleri zor günlerinde ona mutluluk veren az şeyden biri olmuş. Çocukken zorla yatırıldığı öğle uykularından sonra annenannesinin yaptığı portakal reçelli, pudra şekerli kurabiyelerin kokusuyla uyanmak erken çocukluk döneminin vaz geçilmeziymiş. Şimdi o kız büyümüş kendi kurabiyelerini kendisi yapar, o kurabiyeleri süsler olmuş. Gün gelmiş annesine tarifler vermiş ama ne kadar kurabiye yaparsa yapsın hiç bir şey fındıklı un kurabiyelerinin ve portakal reçelli kurabiyelerin yeni tutmamış. Bu masalda burada bitmiş. Gökten üç kurabiye düşmüş. Hepsini de bu cadı yemiş...

23 Şubat 2010 Salı

Hayatın Anlamı


İşte hayatın anlamı!
Dünyada, belki de kainatta en çok ama en çok sevdiğim şey çikolatadır. Küçükken evimize misafir gelenlerin bana getirdiği napoliten (benim değimimle çekmece) çikolatalardan tutun da fondüye, truf pastalardan nutellaya batmış çileklere kadar yerim bitiririm çikolatanın her türlüsünü. Çikolata aşkı bizim ailede ırsi galiba. Anneannemden, anneme ve teyzeme; annemden, bana ve ablama geçen garip bir gelenek bu çikolata çılgınlığı.
Eskiden olsa, evde çikolata olmasa; dere tepe düz gidip bakkalı-çakkalı olmayan muhitte bulurdum çikolataları, yerdim yollarda. Katıldığım kurslardan sonra artık kendim yapabiliyorum. Hiç bir şey olmasa biraz küvertür, biraz krema hemen truf yapıp yiyorum.
Yukarıda gördükleriniz portakal aromalı sütlü çikolatalar. Ama ben bu çikolatalardan sadece iki tane yedim. Çünkü ben diyette olan bu yazıyı yazarken yeşil çayını içen, çikolatayı hayatından çıkaramasa da en aza indirmiş, mutsuz bir pastacıyım...

18 Şubat 2010 Perşembe

BURADAYIM!!

Evet yine uzun zaman oldu. Yazamadım. Siz sayısını bilemediğim takipçilerim, biliyorum sayfayı açtığınızda o bebek pastasını görmekten çok sıkıldınız. Bu sefer tembelliğimden değil çalışkanlığımdan yazamadım.
Bir serivene başladım. İşimden istifa ettim. Bu arada bilmeyenlere söyleyeyim. Ben psikoloğum hem de uzman gelişim psikoloğuyum. Ama olmadı yapamadım. Belki yanlış iş yerlerinden, belki de yanlış işverenlerden kaynaklı ısınamadım yapmadığım işte. Her neyse... İşten ayrıldıktan sonra Mutfak Sanatları Akademisi'nde Yiyecek İçecek İşletmeciliği Programı'na katıldım. Yeni dostlar edindim, sonradan gurme nasıl olunur onu öğrendim. Lezzetli şeyler yedim. Bu arada Chef's İstanbul'da pastacılık dersleri aldım. Orada Mustafa Bey'in ve tabiki ustam Cemil Usta'nın şimdi benim tam anlamıyla Pasta Cadısı olmama ve hayallerime tekrar dönüp bakmama büyük katkıları oldu. Üç buçuk ayın sonunda tekrar BURADAYIM. Şu anda mutfağımdan çalışmalar yapıyorum. Hem öğrendiklerimi pekiştiriyorum hem de yeni tadlar deniyorum. Bakalım bundan sonra neler olacak? Ben de en az çevremdekiler kadar merak ediyorum :P .