5 Ağustos 2007 Pazar

İŞTE GELDİM BURDAYIM...


Merhaba!

Bir tatil arasından sonra buradayım. Tatilde Çeşme'deydim. Dört günlük bir tatil yaptım ama benim gibi ana karada (Ankara'da) doğup büyüyen kara insanı icin epey sıkıcıydı. Bu nedenle de kendimi oralarda yemeğe verdim. Ne bulduysam yedim de yedim taki midemin büzüşüp kendi kendini yok edeceği hissedene kadar. Çeşme'de merkezde bir otelde kaldım, denize girmeye yukarıda resmi olan Ayayorgi koyuna gittim. Burası çok güzeldi, ancak her yanı beach (!) denen kuruluşlar sarmıştı ve üstüne "kim müziğin sesini en çok açabilir" yarışı yapıyorlardı. Ama ben bunlara rağmen deniz kenarında, gölgede 2 saate yakın deliksiz uyuyabildim.

Neyse, gelelim Çeşme'de neler yedim neler içtim...



Öncelikle hepinize akşam denizden sonra Ilıca'da Kumrucu Şevki'de karışık kumru yemenizi öneririm. Kaşar peyniri, sosis, salam ve sucuğu ızgarada pişirdikten sonra nohut mayalı ekmeğin içine koyuyorlar. İnanın bana üstüstüde 2-3 kumruyu yiyebilirsiniz. Çünkü benim yedikçe iştahım açıldı da açıldı ama ben tek bir kumrudan sonra kendime dur demeyi bildim :) . Kumruyla ilgili bir de ufak önerim olacak, sakın ama sakın içine ketçap ya da mayonez sıkmayın. Kumrunun doğasını bozmayın.



Yukarıda gördüğünüz yer ise Alaçatı. İnsanların surf yaptıkları, yazarların butik otellerinde kaldığı, Haşmet Babaoğlu'nun hem televizyon programlarında hem de yazılarında anlattığı, yel değirmenleri ile ünlü, sabun ve lavanta kokan sokakların sahibi Alaçatı. Bu tatilin en güzel yani burayı görmekti. Sokaklarına cafeler, lokantalar taşmış. Taş evlerin ev sahipliğinde zeytinyağlı deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması yemek, çam fıstıklı limonatalar içmek büyük bir zevkti benim için. Ancak Alaçatı'nın belki tek bir eksiği (mi fazlası mı vardı buna karar veremedim) damla sakızını ne yaparlarsa içine fazla fazla koymalarıydı. Zaten mide fesatını damla sakızlı kurabiyelerini yedikten sonra geçirdim. Ancak, Alaçatı'da sakızlı dondurma ve muhallebi yem ek istiyorsanız İmren Pastanesi'n e gitmelisiniz, Çeşme'de ise bu işi en güzel Rumeli Dondurmacısı yapıyor. Ayrıca, Rumeli Dondurmacısı'nda kendi üretimleri olan Çeşmeli marka sakız reçellerini satıyorlar.

Tatilin son gününde ise yıllardır görmediğim kuzenlerimi gördüm. Tatilin belki de en ikinci tarafı buydu.


Dört günlük tatilden sonra ver elini İstanbul...

İstanbul'da pek çok yere gittim. Sizleri sıkmamak için kısaca anlatacağım.

İstanbul'da gittiğim ve bana en çok zevk veren yer Sunay Akın'ın Oyuncak Müzesi idi.





Sunay Akın kendi oyuncaklarını, dünyanın dört bir yerinden topladığı oyuncakları burada çok özgün bir şekilde sergilemiş. ağzım açık bir şekilde dört katlı bu eski köşkü gezme benim için hem çok büyük bir mutluluk hem de şanstı (http://www.istanbuloyuncakmüzesi.com/).

İstanbul'da yaptığım ikinci keyifli şey ise Büyük Ada'daki bisiklet gezisiydi. 38 derecenin altında Ada sahillerinde denize girmek varken ada sokaklarında bisiklet turu yapmak ne kadar akıllıca bilemiyorum. İşte bu saati 2,5 YTL'ye kiraladığımız bisiklet:




Yaptığım üçüncü güzel şey ise Beyoğlu'nda Kurabiye Sokak No: 3' teki Zencefil Kafe'de zencefilli limonata içmekti.



Zencefil bir vejeteryan lokantası (cafesi). Limonatanın dışında sizlere oraya yolunuz düşerse kabaklı kiş yemenizi tavsiye ederim.

Eğer İstanbul'da Bebek'e giderseniz sakın Abba's ta Waffle yemeği unutmayın.

İstanbul'la ilgili anlatacak çok şey varken bu kadarcık yazabildim. Sizlerden özür dilerim. O nedenle ben sustum resimler konuşsun...


*Yukarıdaki resimde deniz üzerinde gördüğünüz siyahlıklar Bebek taraflarında dans eden yunuscuklardır.

*Ada vapurundan çekilmiş bir İstanbul fotoğrafı.


Atv'de yayınlanan Hatırla Sevgili dizisinde çekimlerin yapıldığı konaklardan bir tanesi.


*Hayır bu kelebek değil, sadece yaprak.


*Ada sahillerinde bekliyorum...

Hiç yorum yok: